Filistin, yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin himayesi altında kalmıştır. Bu dönemde Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde uzun yıllar yaşamışlardır.
Birinci Dünya Savaşı’nda, 1917 yılında İngilizlerin Filistin’i ele geçirmesiyle süreç değişmiştir. Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bu topraklara 1948 yılına kadar Yahudiler göç ettirilmiş, topraklar satın alınmış; böylece çoğunluk Yahudilere geçmiştir. 1948 yılında İsrail Devleti kurulmuştur. Tarih boyunca Yahudiler uzun yıllar devlet kuramamış, vatansız yaşamış ve sürekli başka devletlerin hükümranlığı altında hayat sürmüşlerdir.
Bugün İsrail’de yaşananlar büyük bir vahşet, kana susamışlık ve canavarlıktır. İsrail, Kudüs’teki ve Batı Şeria’daki Müslümanlara ve Hristiyanlara eziyet etmektedir. İsrail’in tek hayali Arz-ı Mev’ud’dur; bu hayal boş bir hayaldir. Anadolu topraklarını da içine alan bir Yahudi devleti kurma sevdası, İsrail’in yıkılmasına çok az zaman kaldığını göstermektedir.
İsrail, Türkiye ile baş edebilecek yeterliliğe sahip bir ülke değildir; askerî güç, silah ve nüfus bakımından da güçlü bir devlet değildir. İsrail, yalnızca elinde silah olmayan masum sivilleri öldüren, onları yurtlarından eden, evlerine baskı yoluyla çöken, mazlumlara acımayan, çocukları yetim ve öksüz bırakan zalim bir devlettir. Netanyahu da soykırımcı, zalim bir devlet başkanıdır.
Bize göre İran savaşlarında Netanyahu ölmüştür. Şu an ortada dolaşan kişi; yapay zekâ, yapay maske ve yapay insan görünümündeki, Netanyahu kılığındaki başka bir şahıstır. Bunu anlamak için yüzündeki maskeye bakmak yeterlidir. Netanyahu’yu yıllardır takip ettiğim için, İran’ın iddia ettiği gibi Netanyahu’nun öldürüldüğünü düşünüyorum. Bu husus ileride açıklanacaktır.
Bizim çözüm önerimiz Filistin’de iki ayrı devlet kurulması değildir. Filistin, Filistin’de yaşayan Müslümanların toprağıdır. Filistin’de diğer milletler barış, kardeşlik ve huzur içinde yaşayabilir. Filistin Devleti kurulmalı, başkenti Kudüs olmalı; Yahudiler de bu devlete tabi olmalıdır.
Yıllarca Osmanlı idaresinde yaşayan Filistinliler hiçbir sıkıntı, eziyet, zulüm ve işkence görmemiştir. Osmanlı’nın elini çektiği bütün Orta Doğu’da sıkıntı yaşanmaktadır. Türkiye Devleti, Osmanlı Devleti’nin devamı niteliğindedir. Yeniden Türkiye Yüzyılı’nda Osmanlı’nın temelleri atılmaktadır; özellikle Mekke Antlaşması ile İslam birliği kurulmuştur. Filistin Devleti’nin kurulması uzun bir zaman almayacaktır. Filistin’e atanacak vali bellidir; Türkiye yalnızca beklemektedir.
İsrail, Türkiye ile baş edebilecek bir devlet asla değildir. Konuşmaya bile değer görmüyorum. Boşuna suni gündemler oluşturmaya gerek yoktur. Türkiye Yüzyılı’nda bütün Orta Doğu, Türkiye’nin önderliğinde büyük İslam birliğine doğru ilerleyecektir.
27 Ekim’de İsrail’de seçimler yapılacaktır. Yapay zekâ Netanyahu’nun tek amacı seçimleri kazanmak ve yargılanmaktan kurtulmaktır. Ancak Netanyahu’nun partisi kaybedecek; seçimlerde en fazla milletvekili çıkaracak parti Yaşar Partisi olacaktır. Ayrıca Gadi Eisenkot, İsrail’in yeni başbakanı olacaktır. Amerika da Netanyahu’dan bıkmıştır.
Amerika, Birleşmiş Milletler ve Avrupa’nın meseleye bakış açısı iki devletli çözümdür. Türkiye olarak biz de sınırların düzenlenmesi ve Filistin Devleti’nin tanımlanması koşuluyla, bugünkü şartlarda iki devletli çözümü kabul edilebilir buluyoruz. Ancak Filistin, Filistinlilerin toprağıdır; bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Netanyahu hükümetinin değişmesiyle daha ılımlı bir hava gelişecek, Türkiye–İsrail ilişkileri farklı bir şekle bürünecektir. Filistin’deki zulüm son bulacak ve yapılan anlaşma aktif biçimde uygulanacaktır.
Şunu özellikle belirtmek istiyorum: Filistin Müslüman toprağıdır. Bu topraklar içinde Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar serbestçe inançlarını yaşamalı, ibadetlerini yerine getirmelidir. Fakat Netanyahu’nun amacı daha çok kan akıtmak, daha çok insan öldürmektir. Buna artık son verilmelidir.
Gazze’nin yeniden inşası ve ihyası tamamlanmalı; insanlara yaşam alanı oluşturulmalıdır. Orada yaşayan her Müslümanın acısı bizim acımızdır; her yetimin acısı bizim acımızdır; her öksüzün başını öne eğmesi vicdanımızı sızlatır. Bu yüzden oradaki Müslümanların kıymeti ve değeri Türkiye nezdinde çok büyüktür.
Kudüs’teki Mescid-i Aksa, İslam’ın ilk kıblesidir. Mescid-i Aksa bize Hazreti Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Gerekirse bu emanet için canımızı vermek, şehit olmak üzerimize düşen en büyük vazifedir.
Bu nedenle Filistin’de akan gözyaşları dinmeli; öksüz ve yetim çocuklarımızın başı okşanmalı; onlara daha iyi bir yaşam alanı sunulmalı; bütün imkânlar seferber edilmelidir. Zaten burada saydığımız hususların tamamı, Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından fazlasıyla yerine getirilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Bey’in elif gibi dimdik duruşuyla bu konular, Allah’ın izniyle çözülecektir.
Kısa sürede İsrail ile Türkiye arasında bir savaş durumu görünmemektedir. Yapay zekâ Netanyahu’nun tek amacı İsrail’in içini diri tutmak ve seçimlere odaklanmaktır. Bu yüzden suni gündemler oluşturarak Türkiye ile savaş olacakmış gibi algı mekanizmalarını harekete geçirmektedir. Netanyahu ve İsrail’i fazla dikkate almaya gerek yoktur.
Cenâb-ı Allah Kudüs’ü tekrar İslam şehri eylesin. Mescid-i Aksa açılsın. Zulüm son bulsun. Oradaki Müslümanlar rahat nefes alsın. İslam’ın sancağı Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’da dalgalansın. Kudüs Valiliği, İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’ye hayırlı olsun.
Mustafa Akpınar
Tarihçi Araştırmacı Yazar

